Mustafa Günen Kimdir?

1956 yılında Kırşehir'de doğdum. Ciddi boyutlarda yoksulluk dolu çocukluk döneminden sonra ilkokulu Ankara'da bitirdim. Bu yaşlarda kara kalem resim yapmaya düşkündüm. İlkokulu bitirdiğimde iki yüz sayfalık birkaç tane resimli roman çizmiştim. İlkokuldan sonra şartlar elvermediği için eğitimi bırakıp babamın mobilya atölyesinde çıraklığa başladım. Daha sonra harçlıklarımı biriktirerek sentetik yağlı boya alıp, boya ile resim yapmaya başladım.

Babamlar ve iki evli kardeşlerimle aynı dairede oturduğumuz için boya kokusu ve işimi ihmal edeceğim endişesi ile resim yapmam yasaklandı. O kadar ki ağabeyim boyalarımı bulduğunda ya döker ya da birbirine karıştırırdı. Uzun uğraşlar sonunda benim vazgeçmeyeceğimi anlayınca balkonun bir köşesinde resim yapmama izin verdiler. Gündüz çaliştığım için yıllarca kış, yaz soğukta, bunaltıcı sıcaklarda, bazen sabahlara kadar balkonda resim yaptım. Daha sonra mobilya üzerine resim ve süsleme yapmaya başlayınca gündüzlerimi de resim yapmaya ayırarak rahatladım. Ancak yetmişli yılların sonunda yaşanan ekonomik kriz döneminde iflas edince sadece eşe dosta hediye resim yaptım. Bu durum 1993 yılında sanatsever sayın Nevzat Boztaş'la tanışmama dek sürdü. Nevzat Bey'in ilgisi ve cesaretlendirmesiyle işimi tasfiye ettim. Kooperatif evimi satıp geçimimi sağlayarak kendi kendimi yetiştirdiğim resim sanatına ciddi boyutlarda başladım.

Yaptığım resme gelince; öğretmen olarak doğayı seçtim. Doğanın da başarılması en zor olan yanını, denizi seçtim. Hedefim dünyada deniz resmi denince akla gelen ilk isim olmak ve insanların resimlerime bakarken denizi yalnızca görmelerini değil, o anda içindeymiş gibi hissetmelerini sağlamaktır. Bu yolda da bir hayli yol aldığıma resimlerimi görenlerin söyledikleri yorumlardan dolayı inaniyorum. Zira resimlerimi seyreden bir sanatsever dalgalı bir denizi, kendisini deniz tutar gerekçesiyle almayıp sakin bir deniz resmi aldı. "Ağzıma tuz tadı geldi," ; "İyot kokusunu alıyorum," ; "Az sonra dalga üzerimden geçecekmiş gibi," diyenler, uzunca seyredenler, sanki tatile gitmiş gibi olduklarını ifade edenler ve daha onlarca insan buna benzer duygularını dile getiriyorlar. Bu da bana büyük bir onur veriyor ve çok daha iyi resimler yapmak için gece gündüz çalışmama vesile oluyor.


Plastik sanatlar tarihimizi incelediğimizde ve günlük yaşantımızda şu veya bu sebeple tahsil hayatına devam edememiş, ama gönüllerini resme kaptırmış birçok sanatçı ile karşılaşmaktayız. Bu insanların büyük bir bölümü ekonomik ve sosyal sıkıntılar, ailevi baskılar nedeniyle içlerindeki bitmez tükenmez resim yapma aşkının gönüllerindeki duygu ve düşüncelerini, coşku ve heyecanlarını, daha doğrusu yapmak istediklerini dışa vuramamışlardır. Bazılarında geçim derdinin kıskacı fırçalarına pranga vurmuş, bu da onların inkişafını önleyerek dar bir çerçeve içerisinde sıkışıp kalmalarına meydan vermiştir. Kendi kendini yetiştiren,doğayı kendine en büyük öğretici olarak gören ve ona sığınanlar ise ölümsüz yapıtlar yapmışlar şöhret sınırlarını aşmışlardır.İşte ressam Mustafa Günen kardeşim de bu kategori çerisinde yer almaktadır. Mustafa Günen’ in yaptığı deniz tablolarını izlerken denizlerin berraklığını dalgaların sevgiliye koşan bir aşık gibi sahile hücumunu ve denizlerin feryadının sevincini fırça ile ifade eden bir şair olduğunu görürsünüz. Onun itinalı ve bilinçli tuşlarla gökyüzünün sonsuz derinliklerini gösteren fırçası, dalgaların gazaplı ve tehevvürlü hücumlarını keşfedilmez bir renk armonisi ile ifade edişi her ressamın yapamayacağı bir kabiliyetin ve bi Allah vergisinin ürünüdür. O Akdeniz’ in rengarenk sularının, Ege’ nin efsaneler fısıldayan akışlarını, Karadeniz’ in korkunç ve isyankar semasını, hala güzelliğini korumaya çalışan Marmara adalarının koylarını, ıssız bucaksız Anadolu yaylalarını, kuş uçmaz kervan geçmez yörelerini kendine ilham kaynağı olarak seçmiş, ince, terbiyeli, mesleğine saygılı ve her gün daha çok olgunlaşan bir sanatkarımızdır. O raks eden suların nağmelerinin, fırtınaların içler sızlar feryatlarını kayalara çarparak kırılıp köpükler çıkartan denizin bilinmeyen sırlarını çözmüş bir deniz ressamımızdır.

Naci TERZİ
Koleksiyoncu ve Sanat Danışmanı



Selvin’ de resimlerini sergileyen Mustafa Günen’i , birkaç yıl önce bana tanıtan Nevzat Boztaş, dostum oldu. Evinde gördüğüm resimleri, gerçekte bir “otodidakt” olan bu ressam hakkında şaşırtıcı kanılar edinmeme yol açmıştı. Günen’ in çoğu büyük boyutlu denizli peyzajları, eğitim görmüş ve akademik çizgide kalmaya karar vermiş sanatçıları kıskandıracak beceri boyutları içermekteydi. Kağıt üzerinde basılı gördüğünüzde, resim mi fotoğraf mı olduğu kuşkusuna yol açacak teknik düzeydeki ayrıntıcı bir estetiği düşündüren bu resimler, bir galeri mekanını doldurduğunda, bu ayrıntıcılığın saltık sınırlarını aşarak, doğacı gerçekçiliğin “aldatıcı” dizginlerini elinde tutabiliyor; bize fotoğraf objektifinin tanıtabileceği gerçeklik karşısında alabileceğimiz tutumun, resimsel bir olguya dönüşmesi halinde bir “tablo” için ne anlama gelebileceğini düşünmeye yöneltiyor. Mustafa Günen’ in resminden zevk alacak olanları suçlamak yerine, bu resmin içerdiği mantığı yorumlamaya çalışmak daha doğru bir yol olmaz mı? Mustafa Günen de,sonuç olarak “bir tür” resim yapıyor. Resminin, modern-entelektüel sanat türleriyle bağlarının kopmuş olması ya da bu türler karşısında, salt kendi konumuyla bağımlı kalma riskine katlanması bu resme yaklaşmamız için de, bir neden olabilir.

Prof. Dr. Kaya ÖZSEZGİN
H.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı

 

En iyi IE 5.0+ ve 800x600 çözünürlük ile 16 milyon renk desteğiyle izlenir. -
SON GÜNCELLEME 27.03.2004
Web sitemizle ilgiliz herhangi bir görüntüleme problemi, tavsiye ve yorumlarınızı lütfen yazınız.
webmaster@mustafagunen.com